Box Office Türkiye: "İnsanlar sinemaya özlem duyuyor"

2.264 Gösterim
30 Nisan 2020 17:40
Box Office Türkiye: "İnsanlar sinemaya özlem duyuyor"

Salgının sinemaya etkileri üzerine sektör paydaşlarının fikirlerini almaya devam ediyoruz. Bu kapsamda sinemanın mevcut vaziyetini dağıtımcılara sorduk.


"17 yaşındayken bir film bağımlısı olduğumda sinema salonları benim güvenli alanımdı ve sinemaya gitme deneyiminin huzur verici heyecanı, en az keşfettiğim filmler kadar mühimdi benim için. Pauline Kael bu hissiyatı bir kitabının adında yakalamayı başarıyor: Işıklar Söndüğünde. Bir sinema salonunda ışıklar söndüğünde (günümüz karşılığı; fragmanlar bittiğinde), kendinizi dingin ama bir yandan coşkun, sonsuz ihtimallerin kıvancıyla dolmuş hissedersiniz." Tecrübeli sinema yazarı ve eleştirmen Owen Gleiberman, karantina sürecinde kaleme aldığı "Neden Sinema Salonlarını Özlüyorum ve Neden Hiçbir Şey Onların Yerini Tutamaz" başlıklı yazısında bu şekilde tasvir ediyor sinemaya gitme deneyiminin kendisine ne ifade ettiğini, bu konuda yalnız olmadığını bilerek. Haftalardır sinema salonundan salgın sebebiyle uzak kalan birçok sinemasever de benzer hissiyatlarını sosyal medya üzerinden paylaşıyor. Salgının sinemaya etkileri üzerine fikirlerini sorduğumuz dağıtımcıların ortak dile getirdiklerinden biri de bu oluyor: "İnsanlar sinemaya özlem duyuyor."

 

Bir Film'in kurucularından Ersan Çongar, tekrardan açıldığı dönemde seyircinin sinema salonlarına temkinli yaklaşmasının doğal bir reaksiyon olacağından bahsederken kısa sürede sinemaya ilginin artacağını belirtiyor:

 

Salgın tehlikesinin azalması ve yok olmasıyla sinemalara olan ilginin hızla artacağını düşünmekteyim. Çünkü insanlar sinemayı özlüyorlar. Bu zor ve stresli dönemlerin ardından büyük perdede film izlemek hem bir normalleşme işareti olacak, hem de insanları geçen dönemin stresinden uzaklaştıracak. Tarihte, sıkıntılı dönemlerin ardından sinemaların altın zamanlarını yaşadığı pek çok örnek görebiliyoruz. Bugünkü tabloya baktığımızda da stüdyo filmlerinin bir kısmı sonbahara, bir kısmı da 2021’e kaymış gibi görünüyor. Sinemalar açıldığında içerikle ilgili bir sorun yaşanmayacağını düşünüyorum. Halihazırda çekimi tamamlanmış ve hazır olarak bekleyen pek çok film var zaten.

CGV Mars Cinema Group Dağıtım genel müdürü Serdar Can, "Sinema ve sahne sanatları Covid-19 salgınından en fazla etkilenen sektörlerden biri oldu. Ancak uzun vadede sürecin bu şekilde devam etmeyeceğini düşünüyoruz. Sinema salonları, kültür ve sahne sanatları olduğu gibi insanların en çok tercih ettiği sosyalleşme kanallarından biridir. İnsanların sosyalleşmeyi ve eski alışkanlarını özlediğini gözlemliyoruz. Bu nedenle orta vadede sinemada da normalleşme süreci başlayacaktır." diyerek güncel durumla ilgili fikirlerini paylaşırken, kurumsal olarak da ilk önceliklerinin halk sağlığı ve tedbirlerin uygulanması olduğunu, bu süreçte sinemanın tüm paydaşlarının aynı frekansta hareket etmesinin önemli olduğunu belirtiyor. Sinemaseverlerin endişelerini azaltıp keyifle film izleyebilmeleri için gerekli ortamı tesis etmenin tüm sektörün ortak uğraşı olduğunu, bu hususta sinema salonu işletmecilerinin de mühim çalışmalarının olduğundan bahseden Can, karantina süreci sonrasına bir projeksiyon tutuyor:

 

Daha öncesinde yaşadığımız tecrübelere dayanarak karantina süreçleri sonrası insanlarda sinemaya dair yüksek bir talep olacağını da öngördüğümüzü söyleyebiliriz. 2015 yılında MERS virüsü sona erdikten sonra Jurassic World gösterimdeyken sinemalar dolup taşmıştı. Doğası gereği insanlar sosyalleşme ihtiyacı ile gidebileceği mekanlar arayacak. Sinema da onlara bunu sağlayacak yegane yerlerden biri. Hem sosyalleşip hem de film izleme, yeni bir dünyaya girme tecrübesini yaşayabilecekleri bir yer olduğu için sinema salonları eskiden olduğu gibi talep görecek.

Gerekli tedbirler alındığı takdirde birçok mecraya kıyasla sinemanın bulaşın en az risk teşkil ettiği yerlerden biri olduğundan bahseden CJ Entertainment Turkey genel müdür yardımcısı Ferhat Aslan, er ya da geç her filmin seyirciyle buluşacağının; sinemaların filmsiz, filmlerin ise seyircisiz kalmayacağının altını çiziyor:

 

Süreç uzar ise setlere girişlerde gecikmeler olabilir. Bununla birlikte her film / yapımcı / sektör hayatın doğal akışına uygun olarak kendi çözümünü üretecektir. Sonsuza dek film çekimleri ertelenmeyecek, sistem içinde bir şekilde çözüm bulunacak ve sinemalar açık olduğu sürece filmler hep yapılacaktır. Salgının en yoğun olduğu bugünkü koşullar altında dahi film uzunluğunda TV dizileri çekiliyor ise filmler de çekilecektir ve biz CJET olarak sektörün film çekmesi için elimizden geleni yapacağız. Eğer kötü bir senaryo yaşanır, salgın uzun süre sosyal ve iş hayatını etkilemeye devam eder ve film çekimlerinde büyük krizler yaşanır ise tabii ki ana geliri komisyon olan dağıtım şirketleri faaliyetlerini sürdürmekte zorlanacaklardır. Biz CJET olarak dağıtım faaliyetleri yanında yapım ve yatırım da yaptığımız için süreci daha rahat atlatabiliriz. Tabii ki %60 yerli içeriğin hakim olduğu sektörümüzde böyle bir kötü senaryo sermaye gücü az olan, tekli sinemalar ve küçük sinema zincirlerini zorlar ve bu durum karşımıza sinema kapanmaları ve yeni birleşmeleri çıkarabilir.

 

Salgın sürecinde sinemanın sekteye uğramasıyla en büyük zararı sinema işletmecileri ile dağıtımcıların gördüğünü belirten TME Films pazarlama direktörü Sultan Duranay ise, sinemanın normalleşme sürecinde en son normale dönen sektörlerden biri olacağını düşündüğünü belirtiyor:

 

Hem yaz ayları ile birlikte gişe açısından zayıf geçen sezonun başlaması, hem de aylardır evlerinde kapalı olarak yaşayan insanlar daha çok açık havaya çıkacak olması da bunda etkili olacaktır. Her yıl ilkbaharla birlikte yaşanan bu durum bu yıl daha derin hissedilecek. Ayrıca kapalı bir alana girmek ve kalabalıkta oturma konusunda seyirci temkinli olacaktır. Ancak sektör olarak önlemler alınıp, etkili bir duyuru yapılarak bunun önüne geçilebilir. Her salona belli sayıda insan almak, mesafeli oturum düzeni ayarlamak, çeşitli kampanyalar etkili olabilir.

Filmlerin bu yılın ikinci yarısına, hatta gelecek yıla ertelenmesi, birçok soruya da beraberinde getirdi. Yazın yerli film üretilememesi söz konusu olursa sinemaların yoğun olduğu kış sezonunda gişede belli bir talep yaratacak film konusunda kısırlık yaşanabileceği konuşulan konulardan biri olurken, prodüksiyonların gerçekleşmesiyle çekilecek yapımların vizyonuyla ertelenen filmlerin gösterimlerinin kesişme ihtimalinin yaratabileceği vizyon takvimi sıkışıklığı da ortaya atılan olası senaryolardan biri olmuştu. Serdar Can, gelecek yıl adına negatif bir tablo olmadığını belirterek şunları söylüyor: "Önümüzdeki yıl için karamsar bir tablo olacağını söylemek doğru olmaz. Daha önce belirttiğim gibi orta vadede filmlerin setleri başlayacak ve biz de yapımcılar ile filmlerin vizyonlarını tarihlendireceğiz. İçeriğe bağlı olarak 2021 Ocak ayından itibaren planlamaya başlayacağız. Daha çok türlere göre ayrıştırılmış ve doğru aritmetikler üzerine oluşturulan bir vizyon takvimi olacağını düşünüyorum. Bu sebeple sıkışık bir takvim öngörmüyoruz. Özetle her seyircinin beğenisine göre alternatifli bir vizyon takvimi olacak diyebiliriz. Sinema sektörünün tüm paydaşları el ele vererek eski günlerimize döneceğimize yürekten inanıyoruz."

Ne içerik eksikliği ne de takvim sıkışıklığı öngördüklerini belirten Ersan Çongar, sektörel dengelerin gözetilmesiyle alınacak aksiyonların yerli sinemayı bu krizden çıkarmak adına önem arz ettiğinden bahsediyor:

 

Bu süreçte 2019’dan beri vizyon sırası bekleyen bazı filmler sinema vizyonunu atlayarak VOD ve PayTv gösterimlerine başladılar. Bu sayede sinemalar açıldığında ekstra bir sıkışıklık yaşanmayacaktır. Ancak zaten tamamlanmış olan ve vizyona girmeyi bekleyen pek çok film olduğundan, içerik sıkıntısı da olmayacaktır. Türkiye’de sinema sektörü pek çok önemli değişimler yaşıyor; geçmişte sinemalar, yapımcılar ve dağıtımcılar arasındaki çeşitli güç dengesizliklerinden kaynaklanan pek çok tartışma yaşandı. 90’lı yıllarda dağıtımcılar fazla güçlüydü, 2010’lu yıllara gelindiğinde güç dengesi bu sefer sinema zincirlerinin lehine bozulmuştu. Yaşanan bütün krizlerin ardından artık sektör bileşenlerinin, sektörün sağlıklı bir şekilde büyümesi için hep beraber ve her bir tarafın diğer tarafı dinleyerek hareket etmesinin, bu krizden çıkış için tek çözüm yolu olduğuna inanıyoruz. Umarız salgın sonrası oluşacak tabloyla 2020’li yıllarda güçlerin daha dengeli olduğu, daha uzlaşmacı ve yapıcı diyaloglara sahip bir sektör inşa etmeyi başarırız.

Salgının yerli sinemamıza etkilerini yine sektörün farklı farklı figürlerine sorduğumuz mülakat dizisinin, sinema işletmecileriyle olan ilk kısmına buradan, yapımcılarla gerçekleştirdiğimiz ikinci kısmına ise buradan ulaşabilirsiniz.