Ridley Scott'ın yönettiği en iyi 5 film

4.911 Gösterim
22 Şubat 2018 22:00
Ridley Scott'ın yönettiği en iyi 5 film

Ridley Scott'ın, Kevin Spacey'nin filmden çıkarılmasıyla kısıtlı zamana karşı birçok sahnesini yeniden çekip planlanan vizyon tarihine yetiştirdiği filmi All the Money in the World, nihayet ülkemizde de gösterime giriyor. Bu vesileyle Ridley Scott'ın kariyerine, çektiği en iyi filmler üzerinden bir göz atalım dedik.


"Lucas'ın [George] ilk Star Wars filmi tam anlamıyla çığır açıcıydı; tarumar oldum. Daha öncesinde seyircinin bir filme böylesine dahil oluşunu hiç hissetmemiştim. Durup, 'Ne halt etmeye bir sanat filmi daha yapıyorum?' diye düşündüm. Altı hafta içindeyse masamın üstünde Alien'ın senaryosu vardı. Gerisi zaten malumunuz…" diye konuştu Ridley Scott geçtiğimiz günlerde katıldığı BAFTA etkinliğinde, ilk filmi The Duellist'ten sonra Tristan & Isolde uyarlaması olması planlanan ikinci filminin hazırlıkları sırasında, yapımcı David Puttnam ile beraber izlediği Star Wars ile birlikte kararının değişmesi hakkında. Sinema tarihine bir başyapıt kazandıran, yukarıda bahsi geçen o karar anı gibi anlar, Ridley Scott'ın kariyerini çok iyi özetliyor esasında; bir anda alınan, uygulanan ve ne olursa olsun sonrasında pişmanlık duyulmayan kararlar... Usta sinemacının, arka arkaya ne kadar kötü film çekerse çeksin bir şekilde tekrardan belini doğrultabilmesindeki sır, 40 yılı aşkın süredir sürekliliğini koruyan bu karar mekanizması olsa gerek.

 

Ridley Scott, 2017 yılının son çeyreğine girildiğinde de, başkasının almaya pek de cüret edemeyeceği fakat kendisinin hayli alışık olduğu bu kararlardan birini daha aldı. Scott, Kevin Spacey ile ilgili ortaya çıkan taciz ve cinsel istismar suçlamalarından sonra All the Money in the World'ün bir kısmını tekrar çekme kararını 20 dakikada aldığını söylüyor. Sonrası ise, yönetmenin belirttiği gibi, malumunuz... Spacey'nin yerine kadroya dahil olan Christopher Plummer ve diğer oyuncularla gerçekleştirilen, 9 gün süren ekstra çekimler ve Ridley Scott verimliliğinde bir prodüksiyon sonrası çalışmayla film, ABD'de planlanan vizyon tarihine yetişmişti. İnatçı veteran sinemacının filmi nihayet ülkemizde de gösterime giriyor. Biz de bu vesileyle Scott'ın kariyeri boyunca aldığı 'en iyi kararlar'a bir göz atalım dedik.

The Martian (2015)

Andy Weir imzalı çok satan kitap The Martian, tam da Ridley Scott'ın sinema diline uygun bir materyale sahip bir eser. Dolayısıyla Blade Runner ve Alien gibi yapımlara imza atmış Scott için, türlü aksaklıklar sonucu kızıl gezegenin uçsuz bucaksızlığında yalnız başına kalmış ve kısıtlı imkanlarla kurtuluşunu kovalayan Mark Watney'nin hikâyesini ele almak çok da zorlu bir görev değil. Bir Ridley Scott filmi olarak The Martian'ın izleyiciyi şaşırtacağı bir nokta yok belki. Fakat şaşırtmaya en yaklaştığı konu ise filmin ayarı iyi tutturulmuş mizahı -ki bunda aslan payını senarist Drew Goddard'a vermek gerekiyor. Hiç şaşırtmayan şey ise, filmin son bölümünde yüksek perdeden çalan Amerikan hamaseti...

Gladiator (2000)

Hollywood'da; 1492: Conquest of Paradise, White Squall ve G.I. Jane gibi hem eleştirmenler nezdinde başarısız olmuş hem de gişeden boynu bükük ayrılmış üç filmi arka arkaya çektikten sonra, $100 milyonun üzerinde bütçe gerektiren Gladiator'ı çekmeye kalkacak veyahut filmi kotarabileceğinin güvenini yapımcılara verebilecek yönetmen sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Kariyeri boyunca düştüğü yerden kalkmasını bir şekilde bilen Ridley Scott da bu isimlerden biri olduğunu, o dönem altın çağını yaşayan Russell Crowe'u başrolüne alarak çektiği filmiyle kanıtladı.

Thelma & Louise (1991)

İki bilim kurgu başyapıtına imza atan Ridley Scott, bu filmlerden sonra seksenlerin ikinci yarısını ise iyi bir şekilde geçirememişti. Fakat 1991 yılında Callie Khouri'nin senaryosunu kaleme aldığı Thelma & Louise'i çeken yönetmen, bu fetret devrinden tahminlerin ötesinde bir şekilde çıkmıştı. Sırasıyla Susan Sarandon ve Geena Davis'in canlandırdığı Louise ile Thelma, bir hafta sonu kaçamağı için şehir dışına çıkarlar. Eğlendikleri bir gecenin dönüşünde Louise, Thelma'ya tecavüz etmeye kalkan bir adamı öldürür. Haklı bir şekilde eril adaletin kendilerini suçlu çıkaracağını düşünen ikilin kaçış ve yol hikâyesi, bu anlamda hâlâ 90'ların marka filmlerinden biri.

Blade Runner (1982)

Gişeden başarıyla dönen Alien sonrası Blade Runner'ı çekerek iki yıla iki başyapıt sığdıran Ridley Scott, bu başarıya tıpkı Alien'da olduğu gibi Blade Runner'da da harika ekip kurarak ulaştı. Dan O'Bannon, Sigourney Weaver, John Hurt, H.R. Giger gibi isimlerle birlikte çalıştığı Alien'dan sonra Harrison Ford, Hampton Fancher, David Webb Peoples, Vangelis gibi sanatçıları takımına katan Ridley Scott, Philip K. Dick'in Do Androids Dream of Electric Sheep? romanından bir bilim kurgu harikası çıkarmayı başarmıştı. Yıllar sonra gelen, en azından hayal kırıklığına uğratmayan devam filminde ise Scott, bu kez yapımcı koltuğunda yer aldı.

Alien (1979)

Televizyona ve reklam sektörüne işler yaptıktan sonra The Duellist filmiyle ilk uzun metrajını çeken Ridley Scott'ın yolu, ikinci filmi için Dan O'Bannon'ın yazdığı Alien senaryosuyla kesişti. Ticari bir uzay gemisini, aldığı tanımlanamayan sinyaller sonucu bu sinyallerin geldiği uyduya zorlu bir iniş yapar. Yüzeyi araştırmak için ayrılan ekip, hafızalarda yer edinen H.R. Giger'ın tasarladığı yaratıkla geri dönmüş olur. Sadece bir bilim kurgu olarak değil, korku alt türünde de farklı başlıklarda farklı okumalara müsait bir başyapıt olan film, Ridley Scott'ın da kariyerinin iki önemli mihenk taşından biri olma konumunu sürdürüyor.