7 özel performansı ile Keanu Reeves

3.269 Gösterim
16 Mayıs 2019 16:20
7 özel performansı ile Keanu Reeves

2014 yılında çekilen ve hem eleştirel hem de bütçesine kıyasla ticari başarıya ulaşan John Wick'in ünlü karakterinin merkezinde olduğu üçüncü filmi John Wick 3: Parabellum'un vizyona girmesi vesilesiyle, eski kiralık katile başarıyla hayat veren Keanu Reeves'in kariyerindeki özel performansları yeniden hatırlayalım.


My Own Private Idaho (1991)

1991 yapımlı My Own Private Idaho, 80'lerin sonunda benzer dönemlerde çıkış yakalamış üç ismin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan, yıllar geçtikçe kültleşen bir yapım oldu. 1989 yılında yönettiği Drugstore Cowboy ile övgülere mazhar olan Gus Van Sant, bir sonraki projesi için 1988 yapımlı Running on Empty filmindeki performansıyla henüz 18 yaşındayken Oscar adaylığına layık görülen ve o dönem en yetenekli genç oyuncular arasında gösterilen River Phoenix ile 86 yapımlı River's Edge ve 88 yapımlı Dangerous Liaisons gibi filmlerde yer aldıktan sonra kült komedi Bill & Ted's Excellent Adventure ile iyice üne kavuşan Keanu Reeves gibi iki çıkışta oyuncuyla anlaşmıştı. Portland sokaklarında seks işçiliği yaparak hayatlarını idame ettiren fakat çok farklı sınıflardan gelerek sokaklarda birbirini bulan Mike ile Scott'ın hikâyesini anlatan film, Gus Van Sant sinemasının da yıllar içerisinde evrileceği noktaya dair izler taşıyordu. Filmde Keanu Reeves ile karşılıklı sükunet içerisinde bir uyuma sahip olan ve 1993 yılında hayatını kaybeden River Phoenix, filmdeki performansıyla Venedik Film Festival'inde En İyi Erkek Oyuncu seçilmişti.

Speed (1994)

The Matrix öncesi bile 90'lı yılların aksiyon yıldızları denilince akla Keanu Reeves'in gelmesine vesile olan ilk film Point Break ise ikinci yapım da Speed idi. Saatte 50 mil hızın altına indiği takdirde patlayacak şekilde bombayla döşenen bir otobüsteki yolcuları kurtarma mücadelesi veren polis memuru Jack Traven'ın, hızı bir saniye bile düşmeyen hikâyesini anlatan film, dünya genelinde $350 milyonu aşkın hasılata ulaşarak Keanu Reeves'in stüdyolar tarafından üzerine kolaylıkla yatırım yapılabilecek bir oyuncu olduğunu bir kez daha kanıtlamıştı. Fakat kariyrei boyunca hep farklı yolları tercih eden Reeves, Speed'in devam filminde yer almayı kabul etmemişti.

Akademi ödüllü yönetmen Taylor Hackford’un yönetmen koltuğunda oturduğu ve Andrew Newmann’ın aynı adlı eserinden uyarlanan 1997 yapımlı The Devil’s Advocate, başarı hırsıyla meşhur bir savunma avukatı olan Kevin Lomax’ın çevresinde gelişiyor. Keanu Reeves’in kariyerindeki erken dönemi göz önüne aldığımızda hayat verdiği tüm karakterlerden ayrı bir yere koyabileceğimiz Kevin Lomax karakteri ve içinde bulunduğu çevrenin en itibarlı hukuk bürolarından biri olan John Milton’dan aldığı teklifle değişen hayatını anlatan The Devil’s Advocate’de, Reeves’in başarılı oyunculuğu hayatı pamuk ipliğine bağlı şekilde değişen karakterle ön plana çıkarken usta aktör Al Pacino’nun canlandırdığı John Milton ise filmin unutulmaz bir diğer karakteri olarak hafızalarda yer alıyor. Reeves ve Pacino’nun büyük bir uyumla oyunculuklarını ortaya koydukları The Devil’s Advocate, maddi hırsların ruh üzerindeki etkisini ortaya koyduğu kadar ego ve kişilik üzerine de birçok felsefi göndermeye yer veriyor.

Wachowski Kardeşlerin 90'ların ortasında gerçekleştirebilmek için kapı kapı dolaştıkları The Matrix, sadece başrolündeki Keanu Reeves'in ya da yönetmenlerinin değil, tüm Hollywood'un kaderini değiştiren bir yapım oldu. Alelade bir hackerın, bildiğimiz anlamda gerçekliğin aslolan gerçeklik olmadığını keşfettiği ve bu yolculuk sonunda nihai kahramana dönüştüğü hikâyeyi merkezine alan The Matrix, hem birçok referansa sahip metni hem de yeni gelişen teknolojinin imkânlarından yararlanılan aksiyon sahneleriyle çığır açmıştı. Filmin dünya genelinde $450 milyonu aşmasıyla hem devam filmlerinin önü açıldı hem de ana karakter Neo'ya hayat veren Keanu Reeves 90'larda filizlenip büyüyen yıldız statüsünü sağlama almış oldu.

Matrix üçlemesinin sona ermesinden sonra kendine yeni bir kariyer yolu çizmeye çalışan Reeves'in, ünlü seriden sonra oynadığı ilk yapımlardan biri Jamie Delano ve Garth Ennis'in Hellblazer çizgi romanlarından uyarlanan Constantine oldu. Bir kez cehennemi görmüş olan ve mistik melekelerini dünyadaki paranormal olayları çözmek için kullanan Dedektif John Constantine'in, kız kardeşinin ölümünün intihar olmadığını kanıtlamaya çalışan bir kadına yardım etmeye başlamasıyla gelişen olayları konu ediniyor. Francis Lawrence'ın yönetmenliğini üstlendiği film, sırtını karanlık atmosferinin yanı sıra The Matrix serisiyle bir ikon olduğunu çoktan kanıtlamış olan Keanu Reeves'e dayıyordu.

2010’lu yıllara giriş yaparken Henry’s Crime, Generation Um… ve Man of Tai Chi gibi filmlerde rol alan Keanu Reeves, bu döneme damgasını vuracak ve devam filmleriyle yalnızca bir aksiyon fenomenine dönüşmekle kalmayıp aynı zamanda dizi projesinden video oyuna evrimleşecek olan karakteri Jonathan ‘John’ Wick ile seyircisini 2014 yılında tanıştırdı. Chad Stahelski ve David Leitch yönetmenliğinde gelişen Reeves’in başrolünde yer aldığı John Wick, artık emekliye ayrılmış ve hayatındaki en önemli insanın yokluğuyla baş başa kalmış bir eski kiralık katilin köpeğinin bir Rus mafyası tarafından vurulmasıyla başlayan ve içerisinde bulunduğu yoksunluk duygusuna ivme kazandıran bu olayla yeniden öldürmeye başlayan John’un hikâyesini anlatıyor. Reeves’in büyük bir başarıyla hayat verdiği ve Matrix’ten sonra hayranları için hiç kuşkusuz bekledikleri yeni fenomene dönüşen John Wick, aksiyon türünde sıkça karşımıza seri katil arketipinden oldukça farklı bir portre çiziyor. Seride sıkça ‘Baba Yaga’ olarak anılan John, tüm korku hikâyelerinde yer alan en korkunç yaratık olan öcü değil de günü geldiğinde bu öcüyü öldürmek için gönderilen kişi olarak nitelendirilmesinin yanı sıra yeraltı hiyerarşisinin de iktidarının yanlısı değil de dostlarıyla sadakatli bir yolda ilerleyen, belirli ahlâki kodları olan bir karakter olarak yaratılırken öldürmeye devam etmesinin temel sebebinde ise sevdiği kadını hatırlamak için geliştirdiği yaşama arzusu yer alıyor.

To the Bone (2017)

Prömiyeri Sundance Film Festivali’nde gerçekleşen ve yönetmen koltuğunda Buffy the Vampire Slayer dizisiyle tanıdığımız usta yapımcı Marti Noxon’un oturduğu 2017 yapımlı To the Bone filminde Reeves, seyircisinin karşısına belki pek de alışık olmadıkları bir yapımda ve bir o kadar da farklı bir karakterle çıkıyor. Lily Collins’in başrolünde yer alarak Ellen adlı anoreksiyadan mustarip genç bir kadına hayat verdiği filmde, Ellen’ın hayatını değiştirecek ve hastalığını kucaklayarak iyileşme yolunda atacağı adımların mimarı olan sıradışı doktor Dr. Beckham rolünü Keanu Reeves üstleniyor. Yeme bozukluğunun birçok türünü ve bilhassa insan hayatı/ilişkileri konusundaki etkisini gözler önüne seren To the Bone, izlemesi güç bir film olmakla beraber dayanışmayla başarılması mümkün konuların sınırsız olduğunun bir kez daha altını çiziyor.