Merakla beklenen Midsommar'ın yönetmeni Ari Aster'den: "Rahatsızlık veren filmleri seviyorum"

2.104 Gösterim
4 Temmuz 2019 16:07
Merakla beklenen Midsommar'ın yönetmeni Ari Aster'den: "Rahatsızlık veren filmleri seviyorum"

2018 yapımlı Hereditary ile ilk uzun metrajına imza atarak övgülere mazhar olan ve hız kesmeden yeni filmi Midsommar'la korku türündeki yerini sağlamlaştıran Ari Aster, The Guardian'a verdiği röportajda merakla beklenen yeni filmiyle kendi hikâyesini bir araya getirerek ele alıyor.


Hereditary'nin korku türünün yetkin örneklerinden biri olarak kabul görmesinin yanı sıra ticari olarak da başarıyı yakalamasının ardından yönetmen Ari Aster, yine senaryosunu ve yönetmenliğini kendi üstlendiği Midsommar ile pek de aşina olunmayan bir korku-gizem örneğini seyirciyle buluşturuyor. İsveç'teki pagan kutlamalarına katılmak için izole bir köye giden Amerikalı dört öğrencinin kâbusa dönüşen hikâyesini anlatan Midsommar, karakterleri kadar seyircisine de kâbuslar yaşatacak gibi gözüküyor. The Guardian'a röportajda bu kâbuslardan kendi payına düşeni çoktan aldığından bahsediyor Aster.

 

Bedbaht durumdaki bir ailenin hikâyesiyle ilk uzun metrajını gerçekleştirmesinin akabinde bu hikâyenin ardındaki esin kaynağının yönetmenin paylaşamaya pek de oralı olmadığı kendi geçmişi olduğu konusu pek çok kez yazılıp çizilmişti. Hereditary'nin en nihayetinde bir kurgu olduğu gerçeğiyle beraber Aster'in yalnız çocukluğunun da film üzerinde etkisi olmuş.

Kendi hayatında yaşadığı parçalanma sonrasında kaleme aldığı Midsommar'da Ari Aster ile bağdaştırılabilecek karakter; Florence Pugh'un hayat verdiği, uzun yıllardır beraber olduğu ancak son zamanlarda ilişkileri sallantılı bir hal alan erkek arkadaşıyla Midsommar etkinliğine katılmak için İsveç yolunu tutan Dani oluyor. Dani'yle arasındaki ilişkiyi şu sözlerle yorumluyor Ari Aster: "Hiç kuşkusuz, defalarca, çoktan ölmüş bir şeylere tutunup Dani'yle aynı durumda kaldım ve bunu sırf onunla işim bitmedi diye yaptım."

 

Filme hazırlık sürecinde aylarını İskandinav ve Germen mitolojisiyle geleneklerini araştırmaya, müzeleri ve antik çiftlikleri gezmeye; bitkileri, resimleri ve Viking işkence tekniklerini araştırmaya ayırmış Aster. 4 yaşında, Warren Beatty yönetmenliğindeki 1990 yapımlı Dick Tracy ile ilk sinematik deneyimini gerçekleştiren yönetmen, rahatsızlık veren filmleri sevdiğini söylüyor. Dick Tracy'de makineli tüfekle ateş açılmaya başlandığı sahnede gözden kaybolduğundan bahseden Aster şu sözlerle devam ediyor: "Bu sahne sonrasında ben avazım çıktığı kadar bağırırken annem de beni New York'ta 10 blok boyunca kovalamak zorunda kaldı."

İlk deneyiminin getirdiği dehşete rağmen Ari Aster sinemayla olan ilişkisini sürdürmeye devam etmiş. 11 yaşında, kültler arasında yer alan iki filmi A Clockwork Orange ve Blue Velvet'yi izlemiş ancak nefret etmiş: "Gerçekten kötü hissettirdiler." Yine de, bu iki filmin neden hâlâ zihninde takırtı yarattığı anlamak için defalarca yeniden izlemiş. "Kötü ruhlu hikâye anlatıcılığı için bir tat geliştirdim," diyor bu izlemeler sonrasında vardığı sonuca.

 

Erken çocukluk yılları itibarıyla bir şekilde yolu korku türüyle kesişmiş olan Ari Aster, artık korku türüyle işini bitirdiğini ve sonraki projelerinde tamamen farklı bir rotaya yelken açarak farklı türleri deneyeceğini belirtiyor: "Yazmakta olduğum her şey tamamen farklı bir türde. Müzikalleri seviyorum. Romantik komedileri de. Animasyon bir film yapmak çok istiyorum."

 

Ari Aster'in belki de korku türündeki son filmi olacak olan Midsommar, 26 Temmuz itibarıyla ülkemizde seyirciyle buluşacak.